Fotolar



Yazarlar

İzlenimler

SUNUŞ

Bugün, yakın tarih uluslararası arenasının ağırladığı en önemli olaylardan birini, İkinci Dünya Savaşı olarak okumaktayız. Ülkemiz, savaş dışında kalabilme diplomasi başarısını gösterebilmiş olsa da, savaşın doğrudan ve dolaylı sonuçları ile oluşturduğu etki alanının müdahil ülkelerle ile sınırlı kalmaması ve tüm dünyaya yayılmış olması dolayısıyla bu savaş Türkiye için de önemli sonuçlar doğurmuştur. İşte bu önemli sonuçların yine önemli bir bölümünü, ülkemizden Almanya’ya göç eden insan gücümüz, sırtındaki daha pek çok yükle birlikte yüklenme başarısını gösterebilmiştir.

Almanya yenik çıktığı savaşın yaralarını sarmak amacıyla büyük ihtiyaç duyduğu insan gücü için önce İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan’a kapılarını açmış ancak yeterlilik sağlanamayınca kapılarını bu kez de Türkiye’ye açmıştır ve açılan bu kapı, bugün Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülkenin adresi olmuştur. Bunun, Almanya tarafından sağlanmaya çalışılan yeterliliğin sağlanması konusundaki ipuçlarından birini oluşturduğu ifade edilebilir.

Türkiye’den Almanya’ya yola çıkan göç katarlarındaki insanların ülkesi ise o yıllarda şöyle bir tabloyu resmediyordu: tek partili siyasal hayat döneminden neredeyse henüz çıkmış, demokrasi kimliğini oturtmaya çalışan ve ekonomik gelişmenin sınırlı olduğu 63 ilden oluşan bir ülke. Yine o yıllar, bu insan gücünü oluşturan yurttaşlarımızın çoğunun, değil bulunduğu ilde; komşu ilinde dahi fabrikaların olmadığı yıllardı. Bir fabrika binasının önünden bile geçmemiş, değil ülkenin Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlerine, kendi köyünden bir komşu köye dahi gitmemiş olan yüzlerce insan bir başka ülkeye göç ediyordu, kendisi daha ziyade ailesi ve ülkesi için. Gittiği ülkede ise ülkesinde önünden geçmek suretiyle dahi görmediği büyük sanayi kuruluşlarının içinde buluyordu kendini. Bilmediği bir dilde, bilmediği bir ülkede, bilmediği bir akış içinde. Ancak kısa zaman içinde bu denklemin tüm bilinmeyenlerini, bilinir kılıyordu, usta oluyordu mesela, ustabaşı oluyordu Türkler. Ya da başka ileri basamakların taşıdığı unvanların sahibi oluyordu. Almanya’da “misafir işçiler” olarak karşılanan Türkler daha sonra ev sahibi işverenler oluyordu ve Almanya’da 2. kuşağı misafir ediyordu ve şimdilerde de 3. kuşağı misafir ediyor. Tüm bunlar; çalışma azmi, çalışma disiplini, iş ahlakı, yetenek, kendini geliştirme kabiliyeti gibi yüksek manevi değerlerle ve aynı zamanda bolca hasret ve çokça gözyaşı ile oluyordu. Bolca hasret ve çokça gözyaşı Almanya’daki gurbetçilerimizin ve Türkiye’deki yurttaşlarımızın ortak paydası oluyordu. O yıllarda Türkiye’nin büyük ihtiyaç duyduğu döviz girdisinin büyük bir kısmı işte bu kendisinden daha ziyade ailesi ve ülkesi için Almanya’ya göç edenler tarafından karşılanıyordu. Dünya ekonomisi 1973 Petrol Krizi ile düğüm noktalarından birini yaşarken, Almanya’daki gurbetçilerimizin sağladığı döviz girdisi ile tüm dünyanın yaşadığı bu ekonomik krizle, Türkiye sürece daha iyi mücadele edebildi. Ülke ekonomisi için bu denli kilit bir rolü ve daha nice benzerlerini üstlenen Almanya’daki gurbetçilerimizin ismi Almanya’da yabancı , Türkiye’de Almancı olarak iki arada bir derede kalmak gibi bir süreç yaşadılar.

Sonra o Almanya’dan gelen radyolardan TRT’nin radyo yayınları takip edildi, ajans takip ederkenki kadar ciddi ve ilgili. “.. Zeynebim Almanya’nın yolunu tuttu / Ayşe’yle Fatma’nın boynunu büktü / Altı aylık Ahmet’ini nasıl unuttu /Soğan ekmek yiyelim dön gel Zeynebim..” 1970 kuşağının daha iyi hatırlayacağı bu mısralar, Orta Anadolu’dan yükselen, aslı “isyan” ancak Anadolu insanının o her şey karşısındaki vakurluğu ve naif duruşu ile “ses” hüviyetine bürünüp türkü oldu; dile, dillere geldi; o yıllarda tüm ülkenin her akşam radyo başında kulak kesildiği TRT’nin istekler programının ilk sırasındaki yerini uzun yıllar ne başka türküye ne de şarkıya verdi.

1960’larda, 1970’lerde dünyaya gelenlerin neredeyse tamamının ve hatta 1980’lerde dünyaya gelenlerin de çoğunun Almanya’da birinci dereceden en az bir akrabasının (halası, dayısı, teyzesi, amcası..) olduğu bir ülke oldu Türkiye ve bugün Avrupa’daki bazı ülke nüfuslarından daha fazla sayıda Türk, 3 milyon Türk yaşıyor Almanya’da. Yamadağı’nın, Beydağları’nın, Köroğlu’nun ve daha nice nicelerinin rüzgârını nefesiyle taşıyan 3 milyon Türk bugün Avrupa’nın orta yerinde, Almanya’da Türk bayrağını nefesiyle dalgalandırıyor. Tüm gurbetçi vatandaşlarımıza minnet, bu çalışmanın sizlere ulaşmasında her aşamada katkı sağlayan kadirşinas yurttaşlara teşekkür ve siz değerli okurlara saygıyla.

Selahattin Gürkan
Battalgazi Belediye Başkanı

Posted in Battal Gazi Belediye Başkanı Sn. Selahattin Gürkan0 Comments

GURBETTE MALATYALI OLMAK

1954 Yılında Hekimhan ilcesinin Sarıkız Köyünde doğup ilk okulu Köyde okudum. Orta Okulu ve Liseyi ise Hekimhanda okuduktan sonra kader bizi Almanyaya yolladı. 1971 Yılında Almanyaya geldim. Coğumuzunda amacı olduğu gibi bir kaç yıl calışıp Memleketimize dönecektik. Ama evdeki hesap carşıya uymadi ve bizler halen buradayız.

Memleketimizden binlerce Km usakta olsakta, Malatya ve Hekimhanla olan Diyaloğumuz hiç kopmadı, gönlümüz ve kalbimiz hep oralarda.

Insan Gurbette olunca memleketi ile daha fazla ilgileniyor, herhalde daha objektif oluyor ve bazı kısır çekışmelerden uzak daha sağlıklı düşünüyor olmalıki kendi aramızdaki dayanışmayı daha kolay sağlıyoruz. Bu birlik ve beraberliğin en güzel örneklerinden birisi 1999 yılında arkadaşlarımızın bir araya gelip Berlinde Malatyalılar Kültür ve Yardımlaşma Derneğini kurmalarıdır. Berlinde yaşıyıpta birbirlerini tanımayan Malatyalılar kurulan bu Dernek sayesinde tanışma fırsatı buldu ve güzel dostluklar oluştu. Acı ve Tatlı günlerde birbirimize destek olduk. Ayrıca en büyük amaç Yurtdışında doğan Gençlerimize örf, adet ve kültürümüzü öğretip, birlik ve beraberliklerini sağlamaktı. Bu güzide Derneğin kurulmasında büyük emekleri geçen Kuruculara teşekkürü bir borç bilirim.

Habib Kocakaya, Azmi Barut, Kemal Değirmenci, Kemal Yıldırım, Mehmet Akyüz, Tahir Pektaş, Alpaslan Pektaş ve niceleri.  

Amaç tabiki yanlızca Berlindeki dayanışmayı sağlamak degildi, elimizden geldiğince Malatyamızada faydalı olacak çalışmalar yapmak ve güzel Ilimizin gelişmesine katkı sağlamaktı. Bu amaç doğrultusunda Derneğimiz kendi imkanları ölcüsünde çalışmalarına devam edmektedir. Arzumuz Malatyamızı herzaman gelişmiş, güzelleşmiş, yemyeşil ve insanlarını hep mutlu görmek. Tabiki sade Malatyayı değil Türkiyemizin her yerini böyle görmek istiyoruz.

1999 yılında Habib Kocakaya Kardeşimin Başkanlığında Kurulan Derneğimizin

2000-2002  yılları arasında ise Azmi Barut abimiz Başkanlık görevini üstlenmiştir.

Bu dönem arasında Malatyamızda Öğrencilerimize çeşitli Burs Yardımları yapılmıştır.

2002 – 2006 Yılları arasında bu güzide Derneğe Başkanlık yapmak bize nasip oldu. Elimizden geldiğince Hemşerilerimize yardımcı olmaya çalıştık. Berlinde Öğrencilerimze Derslerine Yardım Kursları,Bağlama Kursları ve Bayanlara Dikiş-Nakış Kursları düzenlendi.  

Ayrıca Gençlerimizin Sportif Faaliyetlerde bulunmaları için Berlin Malatyasporu kurduk ve Malatyamızın ismini Berlin Serbest Zamanlar Liginde en iyi şekilde temsil ettik. 2 Yıl üst üste Şampiyon olma başarısını gösteren gençlerimiz, ayni zamanda 2003 yılında Serbest Zamanlar Ligi Kupasını kazanarak, Berlin Kupasına katılma hakkını elde ettiler. Bu başarıyı elde eden Gençlerimize ve Hocalarımız Burhan Aslan ve Mehmet Kandemire teşekkür ediyorum.

Malatyamıza ve Türkiyemizin çeşitli illerine 4 Tır dolusu Tekerlekli sandalye, bunların bir kısımı Elektrikli, çeşitli Tıbbi cihazlar ve hastane Yataklarını Malatya Devlet Hastanesine, Türkiye Sakatlar Dernegi Malatya şubesine ve Malatya Valiliği Sosyal Yardımlaşma Vakfına gönderik. Bunun yanı sıra Japon Devlet Kanalı NHK Televisyonu ile Berlin ve Malatyada 80 saatlik bir belgesel çektirilerek, Berlindeki Hemşehrilerimizin yaşamlarını hemde Malatyamızı ve Malatyamızın Kaysısını tanitma imkanını bulduk. Bu belgesel Japonya dişında Türkiye ve Ingilteredede yayınladı. Bu hizmetleri yaparken bizden maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen, Kemal Değirmenci, Mehmet Akyüz, Izzet Erdem, Kemal Yıldırım, Turan Gönül, Fazıl Vural, Ali Kuş, Mustafa Adıyaman ve ismini saymakla bitiremeyeceğim diğer arkadaşlarımıza teşşekürü bir borç bilirim.

2006-2008 Yılında Dernegimizde Bayrağı Ali Uçbağlar arkadaşımız devir aldı ve özveri ile çalışmalarını sürdürdü.

2008 yılından buyana ise Tahir Pektaş kardeşimiz bu görevi ifa ediyor.

Hizmetlerinden Dolayı tüm Başkan ve Yöneticilerimize teşekkür ediyor ve görevlerinde Başarılar diliyorum.

Bu vesile ile buradan Mannheim, Köln ve Hamburgdaki kardeş Derneklerimizede başarılar diliyor bize bu fırsatı veren Avrupa Malatyalılar Derneğı Başkanı Murat Alabaş Kardeşimize ve Yönetimine teşşekkür ediyorum.

Malatyamızı ve Malatyalıları seviyoruz ve tüm ülkemize ve milletimizede aydınlık yarınlar diliyorum.

Saygılarımla

Hasan Deniz

Posted in Hasan Deniz0 Comments

Avrupadakı Türklerin Psikolojik Sorunları

.Birinci kusak Göcmenler yaklasik yarim asir önce Avrupa ve Almanyaya gelmeye basladilar.Yillar boyu Almanci ve Gurbetci diye anildilar. Fakat bu kelime durumu yeterince tarif edemiyordu. Cünkü bizler kimlik arayisi icerisindeydik.Bu kimligimizi bulmaktaysa cok zorlaniyorduk cünkü her iki Ülke arasinda kalinmisti.

Sonuc olarak Avrupali Türkler cümlesi ile sanirim bir cogumuz memnun olmustuk.Fakat bizler acaba ne kadar Avrupali veya ne kadar Türkiyeliydik?
Bu sorunun detayina indigimiz zaman kalbimiz, ruhumuz, Vücut Anatomimiz kesinlikle Türkiye diyordu. Ama sonuc itibariyle buradayiz ve burayada uyum saglamaliydik. Peki bu nasil olacakti ??

Bu sorunun cevabini vermeden önce acaba Avrupa ve Almanya bizi ne kadar kabullendi?
Iste sorunun temeli buradaydi.Cünkü Almanyada yasayan Türklerin bir cogu hic bir zaman tamamen kabullendiklerini göremediler.Dolayisiyla uyumsuzluklar dogmaya basladi. Üzülerek yaziyorum ama Almanya’da yaşayan Türklerin büyük çogunluğu ciddi psikolojik sorunlar yasıyor.

Bir kisim Alman kurumlari, saglik giderlerinin arttigini ve ilk gelen Türk Kusaginin daha saglikli oldugunu söylüyor.Kesinlikle haklilar.. Sebebini ise ben aciklayayim, cünkü birinci Kusak Almanyaya gelmeden cok ciddi muayenelerden gecirildiler.

Ayrica iletisim sorunu yasiyoruz. Burada hatayi kendimizdede aramaliyiz. Yillardir Almanya yasayip, Aile Doktorumuza gittigimizde halen kendimizi ifade edemiyorsak burdada kendimizi sorgulamaliyiz.
Netice itibariyle Psikolojik olarak büyük sorunlar cekiyoruz.Biz tam olarak uyum sagladikmi? bu tartisilir. Ama Almanya bize tam olarak evsahipligi yaptimi? Buda tartisilir.

Fakat tartisilmaycak bir nokta var. Avrupa ve özellikle Almanya kabul etmeliki biz artik misafir degil EV SAHiBiYiZ.

Son olarak Uyum saglamanin yolu kesinlikle Egitimden ve Hosgörüden geciyor.
Uyum saglaminin yolu sabahlara kadar oyun oynamaktan, bahis salonlarinda gezinmekten ve özellikle cocugumuzun hangi sinifa dahi gittigini bilmemekten gecmiyor.

Avrupa Psikolojik Merkezi
Erdinc Üstündag

Posted in Erdinc Üstündag, Yazarlar1 Comment

“AB`ye Girecek Kafa!” ve Mannheim Malatyalılar`ı

İstanbul`da, Malatyalı bir arkadaşım anlattı. Gerçekte hadise böyle mi cereyan etti onu tam bilemiyorum. Zaten anlatan kişi de emin değildi, o da birilerinden duymuş. Yani anlatanın yalancısıyız!

Hadise şöyle;

Yer Malatya Adliyesi. Konu, birkaç kafadarın, bir şekilde ele geçirdikleri esrarı pazarlamak isterken buldukları ilk müşterinin narkotik polisi olmasıyla enselenmeleri ve hakim karşısına çıkmaları. Davanın ilk duruşması görülmekte.

Hakim soruyor “Oğlum nerden aldınız bu esrarı, kime aittir bu zıkkım?” Sanıklar, hakimin azarlayıcı tavrından da etkilenerek iyice korkmaktalar. O diyor ki “benim haberim yok!”, öbürü diyor ki “Ben masumum!”

İyiden iyiyye sinirlenen hakim, “Fesüphanallah!” çekip tekrar soruyor “Ulan oğlum bu zehir gökten mi geldi?”.Salonda hala bir ses yok…

İçlerinden yaşça en büyük olanı, bir yandan hakime bir yandan da arkadaşlarının ürkekliğine kızarak “Yavv hakim beg! Ne gader uzaddıyınız bu işi yav. Benim hepiside benim. Nolacağ sanki. Biz bu gafaynan mı gireceğiz Avrupa Birliğine yavvv!”

Bu cevapla hem yargı heyeti hem de salondakiler kendilerine hakim olamayıp, basmışlar kahkahayı..

Son yıllarda herkeste farklı bir Avrupa algısı oluştu memlekette. AB sihirli bir değnek olup bize değecek ve tüm problemlerimizi çözüp bitirecek şeklinde düşünenler hayli çoğunlukta..

Durduğumuz yere göre Avrupa var kafamızda. Ve mezkur konuda söyleyecek sözlerimizle dolu heybelerimiz…

Avrupa yaşadığı derin sancılara rağmen, umut kapısı gibi benimsenmiş…

Bu arada yaklaşık dört milyon vatandaşımız AB ülkelerinde yaşamını sürdürmekte. Geçtiğimiz haftasonunu Almanya`nın Mannheim kentinde geçirdim. Avrupa Malatyalılar Dayanışma Derneğinin merkezi de Almanya`nın sanayi kenti olan Mannheim`da.

Hemen sorup soruşturdum derneğin merkezini bulup ziyaret ettim hemşehrilerimizi. Derneğin genel muhasibi Mahmut Cömert bey bizi güleryüzle karşıladı. Yapılan ikramla birlikte hemen kendimizi sımsıcak bir Malatya sohbetinin ortasında bulduk Mahmut bey`le. Başkan Murat Alabaş Fransa`ya gittiği için görüşemedik. Ikinci başkan Kenan Nalcı`yı işyerinde ziyaret etmek istedik, O`da tatil dolayısıyla yoktu.

1999 yılında, 20 kurucu üyenin önderliğinde kurulmuş Avrupa Malatyalılar Dayanışma Derneği. Amacı; Avrupa`daki Malatyalılar arasında dayanışmayı artırmak, Malatya kültürünü gelecek nesillere tanıtmak ve Malatya merkezli yardım faaliyetleri ifa etmek.

Mahmut bey “ Şu ana kadar geliri Malatya`ya gönderilmek üzere beş gece tertip ettik. 22 Nisan günü altıncısını tertip ediyoruz. Bu gecemizin de geliri Malatya`daki kimsesiz çocuklar için kullanılacak. Uluslararası Kızılhaç örgütüyle beraber çalışıyoruz. Daha önce Malatya Devlet Hastanesi`ne yüz elli yatak alıp göndermiştik. Derneğimiz önümüzdeki günlerde kadınlar kolu kurmak suretiyle, bayanlarımızın da Malatya`ya katkı sunma imkanlarını oluşturacak. Derneğimiz Avrupa`da birçok Anadolu kentine dayanışma adına örnek oldu. Bu anlamda öncü olduk dersek abartı olmaz. Azımsanmayacak kadar vatandaşimız bizlerle istişare edip, birçok vilayetin hemşehri derneklerini kurdular.” şeklinde anlattı çalışmalarını.

22 Nisan Cumartesi günü, Malatya Belediye başkanı Cemal Akın, I.Ü. Rektörü Mesut Parlak, Cem Vakfi Baskanı Izzettin Doğan, MS başkanı Hikmet Tanrıverdi ve Malatya milletvekillerinin de davetli olduğu “6. Malatyalilar Gecesi”ne iddialı hazırlanıyor hemşehrilerimiz. Ayrıca Avrupa`da yaşayan tüm hemşehrilerini de aralarında görmek istiyorlar.

“Mutlu musunuz burada, memleketinizi özlüyor musunuz?” diye soruyorum. “Özlememek mümkün mü? Gurbette ne kadar mutlu olunursa o kadar mutluyuz. Bu lokalde biz bize yaşayıp gidiyoruz işte.”diye cevap veriyor Mahmut bey.

Mannheim`da Türk nufusu hayli fazla. Türklere ait irili ufaklı üç yüze yakın ticari işletmenin olduğu söyleniyor. Ticari hacmi büyük, yabancı işletmeler arasında sahibi Malatyalı olanlar yadsınamayacak kadar çok. Görüştügüm Ispartalı bir amca “Ohhooo! Malatyalılar burada hep büyük esnaf, yabancı toptancıların coğu onların elinde” şeklinde anlattığını duyunca gururum okşanmadı dersem yalan olur.

Malatya`nın “dış dinamikleri” diye nitelediğim kendini aşmış hemşehrilerimle gurur duyarken, kentin kısır çekişmeler içindeki, çapsız yöneticilerini düşününce “yazık!” diye mırıldandım…

Güven Akıncı

Posted in Güven Akıncı, Yazarlar0 Comments


SUNUŞ

Bugün, yakın tarih uluslararası arenasının ağırladığı en önemli olaylardan birini, İkinci Dünya Savaşı olarak okumaktayız. Ülkemiz, savaş dışında kalabilme diplomasi başarısını gösterebilmiş olsa da, savaşın doğrudan ve dolaylı sonuçları ile oluşturduğu etki alanının müdahil ülkelerle ile sınırlı kalmaması ve tüm dünyaya yayılmış olması dolayısıyla bu savaş Türkiye için de önemli sonuçlar doğurmuştur. İşte bu önemli sonuçların yine önemli bir bölümünü, ülkemizden Almanya’ya göç eden insan gücümüz, sırtındaki daha pek çok yükle birlikte yüklenme başarısını gösterebilmiştir.

Almanya yenik çıktığı savaşın yaralarını sarmak amacıyla büyük ihtiyaç duyduğu insan gücü için önce İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan’a kapılarını açmış ancak yeterlilik sağlanamayınca kapılarını bu kez de Türkiye’ye açmıştır ve açılan bu kapı, bugün Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülkenin adresi olmuştur. Bunun, Almanya tarafından sağlanmaya çalışılan yeterliliğin sağlanması konusundaki ipuçlarından birini oluşturduğu ifade edilebilir.

Türkiye’den Almanya’ya yola çıkan göç katarlarındaki insanların ülkesi ise o yıllarda şöyle bir tabloyu resmediyordu: tek partili siyasal hayat döneminden neredeyse henüz çıkmış, demokrasi kimliğini oturtmaya çalışan ve ekonomik gelişmenin sınırlı olduğu 63 ilden oluşan bir ülke. Yine o yıllar, bu insan gücünü oluşturan yurttaşlarımızın çoğunun, değil bulunduğu ilde; komşu ilinde dahi fabrikaların olmadığı yıllardı. Bir fabrika binasının önünden bile geçmemiş, değil ülkenin Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlerine, kendi köyünden bir komşu köye dahi gitmemiş olan yüzlerce insan bir başka ülkeye göç ediyordu, kendisi daha ziyade ailesi ve ülkesi için. Gittiği ülkede ise ülkesinde önünden geçmek suretiyle dahi görmediği büyük sanayi kuruluşlarının içinde buluyordu kendini. Bilmediği bir dilde, bilmediği bir ülkede, bilmediği bir akış içinde. Ancak kısa zaman içinde bu denklemin tüm bilinmeyenlerini, bilinir kılıyordu, usta oluyordu mesela, ustabaşı oluyordu Türkler. Ya da başka ileri basamakların taşıdığı unvanların sahibi oluyordu. Almanya’da “misafir işçiler” olarak karşılanan Türkler daha sonra ev sahibi işverenler oluyordu ve Almanya’da 2. kuşağı misafir ediyordu ve şimdilerde de 3. kuşağı misafir ediyor. Tüm bunlar; çalışma azmi, çalışma disiplini, iş ahlakı, yetenek, kendini geliştirme kabiliyeti gibi yüksek manevi değerlerle ve aynı zamanda bolca hasret ve çokça gözyaşı ile oluyordu. Bolca hasret ve çokça gözyaşı Almanya’daki gurbetçilerimizin ve Türkiye’deki yurttaşlarımızın ortak paydası oluyordu. O yıllarda Türkiye’nin büyük ihtiyaç duyduğu döviz girdisinin büyük bir kısmı işte bu kendisinden daha ziyade ailesi ve ülkesi için Almanya’ya göç edenler tarafından karşılanıyordu. Dünya ekonomisi 1973 Petrol Krizi ile düğüm noktalarından birini yaşarken, Almanya’daki gurbetçilerimizin sağladığı döviz girdisi ile tüm dünyanın yaşadığı bu ekonomik krizle, Türkiye sürece daha iyi mücadele edebildi. Ülke ekonomisi için bu denli kilit bir rolü ve daha nice benzerlerini üstlenen Almanya’daki gurbetçilerimizin ismi Almanya’da yabancı , Türkiye’de Almancı olarak iki arada bir derede kalmak gibi bir süreç yaşadılar.

Sonra o Almanya’dan gelen radyolardan TRT’nin radyo yayınları takip edildi, ajans takip ederkenki kadar ciddi ve ilgili. “.. Zeynebim Almanya’nın yolunu tuttu / Ayşe’yle Fatma’nın boynunu büktü / Altı aylık Ahmet’ini nasıl unuttu /Soğan ekmek yiyelim dön gel Zeynebim..” 1970 kuşağının daha iyi hatırlayacağı bu mısralar, Orta Anadolu’dan yükselen, aslı “isyan” ancak Anadolu insanının o her şey karşısındaki vakurluğu ve naif duruşu ile “ses” hüviyetine bürünüp türkü oldu; dile, dillere geldi; o yıllarda tüm ülkenin her akşam radyo başında kulak kesildiği TRT’nin istekler programının ilk sırasındaki yerini uzun yıllar ne başka türküye ne de şarkıya verdi.

1960’larda, 1970’lerde dünyaya gelenlerin neredeyse tamamının ve hatta 1980’lerde dünyaya gelenlerin de çoğunun Almanya’da birinci dereceden en az bir akrabasının (halası, dayısı, teyzesi, amcası..) olduğu bir ülke oldu Türkiye ve bugün Avrupa’daki bazı ülke nüfuslarından daha fazla sayıda Türk, 3 milyon Türk yaşıyor Almanya’da. Yamadağı’nın, Beydağları’nın, Köroğlu’nun ve daha nice nicelerinin rüzgârını nefesiyle taşıyan 3 milyon Türk bugün Avrupa’nın orta yerinde, Almanya’da Türk bayrağını nefesiyle dalgalandırıyor. Tüm gurbetçi vatandaşlarımıza minnet, bu çalışmanın sizlere ulaşmasında her aşamada katkı sağlayan kadirşinas yurttaşlara teşekkür ve siz değerli okurlara saygıyla.

Selahattin Gürkan
Battalgazi Belediye Başkanı

1954 Yılında Hekimhan ilcesinin Sarıkız Köyünde doğup ilk okulu Köyde okudum. Orta Okulu ve Liseyi ise Hekimhanda okuduktan sonra kader bizi Almanyaya yolladı. 1971 Yılında Almanyaya geldim. Coğumuzunda amacı olduğu gibi bir kaç yıl calışıp Memleketimize dönecektik. Ama evdeki hesap carşıya uymadi ve bizler halen buradayız.

Memleketimizden binlerce Km usakta olsakta, Malatya ve Hekimhanla olan Diyaloğumuz hiç kopmadı, gönlümüz ve kalbimiz hep oralarda.

Insan Gurbette olunca memleketi ile daha fazla ilgileniyor, herhalde daha objektif oluyor ve bazı kısır çekışmelerden uzak daha sağlıklı düşünüyor olmalıki kendi aramızdaki dayanışmayı daha kolay sağlıyoruz. Bu birlik ve beraberliğin en güzel örneklerinden birisi 1999 yılında arkadaşlarımızın bir araya gelip Berlinde Malatyalılar Kültür ve Yardımlaşma Derneğini kurmalarıdır. Berlinde yaşıyıpta birbirlerini tanımayan Malatyalılar kurulan bu Dernek sayesinde tanışma fırsatı buldu ve güzel dostluklar oluştu. Acı ve Tatlı günlerde birbirimize destek olduk. Ayrıca en büyük amaç Yurtdışında doğan Gençlerimize örf, adet ve kültürümüzü öğretip, birlik ve beraberliklerini sağlamaktı. Bu güzide Derneğin kurulmasında büyük emekleri geçen Kuruculara teşekkürü bir borç bilirim.

Habib Kocakaya, Azmi Barut, Kemal Değirmenci, Kemal Yıldırım, Mehmet Akyüz, Tahir Pektaş, Alpaslan Pektaş ve niceleri.  

Amaç tabiki yanlızca Berlindeki dayanışmayı sağlamak degildi, elimizden geldiğince Malatyamızada faydalı olacak çalışmalar yapmak ve güzel Ilimizin gelişmesine katkı sağlamaktı. Bu amaç doğrultusunda Derneğimiz kendi imkanları ölcüsünde çalışmalarına devam edmektedir. Arzumuz Malatyamızı herzaman gelişmiş, güzelleşmiş, yemyeşil ve insanlarını hep mutlu görmek. Tabiki sade Malatyayı değil Türkiyemizin her yerini böyle görmek istiyoruz.

1999 yılında Habib Kocakaya Kardeşimin Başkanlığında Kurulan Derneğimizin

2000-2002  yılları arasında ise Azmi Barut abimiz Başkanlık görevini üstlenmiştir.

Bu dönem arasında Malatyamızda Öğrencilerimize çeşitli Burs Yardımları yapılmıştır.

2002 – 2006 Yılları arasında bu güzide Derneğe Başkanlık yapmak bize nasip oldu. Elimizden geldiğince Hemşerilerimize yardımcı olmaya çalıştık. Berlinde Öğrencilerimze Derslerine Yardım Kursları,Bağlama Kursları ve Bayanlara Dikiş-Nakış Kursları düzenlendi.  

Ayrıca Gençlerimizin Sportif Faaliyetlerde bulunmaları için Berlin Malatyasporu kurduk ve Malatyamızın ismini Berlin Serbest Zamanlar Liginde en iyi şekilde temsil ettik. 2 Yıl üst üste Şampiyon olma başarısını gösteren gençlerimiz, ayni zamanda 2003 yılında Serbest Zamanlar Ligi Kupasını kazanarak, Berlin Kupasına katılma hakkını elde ettiler. Bu başarıyı elde eden Gençlerimize ve Hocalarımız Burhan Aslan ve Mehmet Kandemire teşekkür ediyorum.

Malatyamıza ve Türkiyemizin çeşitli illerine 4 Tır dolusu Tekerlekli sandalye, bunların bir kısımı Elektrikli, çeşitli Tıbbi cihazlar ve hastane Yataklarını Malatya Devlet Hastanesine, Türkiye Sakatlar Dernegi Malatya şubesine ve Malatya Valiliği Sosyal Yardımlaşma Vakfına gönderik. Bunun yanı sıra Japon Devlet Kanalı NHK Televisyonu ile Berlin ve Malatyada 80 saatlik bir belgesel çektirilerek, Berlindeki Hemşehrilerimizin yaşamlarını hemde Malatyamızı ve Malatyamızın Kaysısını tanitma imkanını bulduk. Bu belgesel Japonya dişında Türkiye ve Ingilteredede yayınladı. Bu hizmetleri yaparken bizden maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen, Kemal Değirmenci, Mehmet Akyüz, Izzet Erdem, Kemal Yıldırım, Turan Gönül, Fazıl Vural, Ali Kuş, Mustafa Adıyaman ve ismini saymakla bitiremeyeceğim diğer arkadaşlarımıza teşşekürü bir borç bilirim.

2006-2008 Yılında Dernegimizde Bayrağı Ali Uçbağlar arkadaşımız devir aldı ve özveri ile çalışmalarını sürdürdü.

2008 yılından buyana ise Tahir Pektaş kardeşimiz bu görevi ifa ediyor.

Hizmetlerinden Dolayı tüm Başkan ve Yöneticilerimize teşekkür ediyor ve görevlerinde Başarılar diliyorum.

Bu vesile ile buradan Mannheim, Köln ve Hamburgdaki kardeş Derneklerimizede başarılar diliyor bize bu fırsatı veren Avrupa Malatyalılar Derneğı Başkanı Murat Alabaş Kardeşimize ve Yönetimine teşşekkür ediyorum.

Malatyamızı ve Malatyalıları seviyoruz ve tüm ülkemize ve milletimizede aydınlık yarınlar diliyorum.

Saygılarımla

Hasan Deniz

.Birinci kusak Göcmenler yaklasik yarim asir önce Avrupa ve Almanyaya gelmeye basladilar.Yillar boyu Almanci ve Gurbetci diye anildilar. Fakat bu kelime durumu yeterince tarif edemiyordu. Cünkü bizler kimlik arayisi icerisindeydik.Bu kimligimizi bulmaktaysa cok zorlaniyorduk cünkü her iki Ülke arasinda kalinmisti.

Sonuc olarak Avrupali Türkler cümlesi ile sanirim bir cogumuz memnun olmustuk.Fakat bizler acaba ne kadar Avrupali veya ne kadar Türkiyeliydik?
Bu sorunun detayina indigimiz zaman kalbimiz, ruhumuz, Vücut Anatomimiz kesinlikle Türkiye diyordu. Ama sonuc itibariyle buradayiz ve burayada uyum saglamaliydik. Peki bu nasil olacakti ??

Bu sorunun cevabini vermeden önce acaba Avrupa ve Almanya bizi ne kadar kabullendi?
Iste sorunun temeli buradaydi.Cünkü Almanyada yasayan Türklerin bir cogu hic bir zaman tamamen kabullendiklerini göremediler.Dolayisiyla uyumsuzluklar dogmaya basladi. Üzülerek yaziyorum ama Almanya’da yaşayan Türklerin büyük çogunluğu ciddi psikolojik sorunlar yasıyor.

Bir kisim Alman kurumlari, saglik giderlerinin arttigini ve ilk gelen Türk Kusaginin daha saglikli oldugunu söylüyor.Kesinlikle haklilar.. Sebebini ise ben aciklayayim, cünkü birinci Kusak Almanyaya gelmeden cok ciddi muayenelerden gecirildiler.

Ayrica iletisim sorunu yasiyoruz. Burada hatayi kendimizdede aramaliyiz. Yillardir Almanya yasayip, Aile Doktorumuza gittigimizde halen kendimizi ifade edemiyorsak burdada kendimizi sorgulamaliyiz.
Netice itibariyle Psikolojik olarak büyük sorunlar cekiyoruz.Biz tam olarak uyum sagladikmi? bu tartisilir. Ama Almanya bize tam olarak evsahipligi yaptimi? Buda tartisilir.

Fakat tartisilmaycak bir nokta var. Avrupa ve özellikle Almanya kabul etmeliki biz artik misafir degil EV SAHiBiYiZ.

Son olarak Uyum saglamanin yolu kesinlikle Egitimden ve Hosgörüden geciyor.
Uyum saglaminin yolu sabahlara kadar oyun oynamaktan, bahis salonlarinda gezinmekten ve özellikle cocugumuzun hangi sinifa dahi gittigini bilmemekten gecmiyor.

Avrupa Psikolojik Merkezi
Erdinc Üstündag

İstanbul`da, Malatyalı bir arkadaşım anlattı. Gerçekte hadise böyle mi cereyan etti onu tam bilemiyorum. Zaten anlatan kişi de emin değildi, o da birilerinden duymuş. Yani anlatanın yalancısıyız!

Hadise şöyle;

Yer Malatya Adliyesi. Konu, birkaç kafadarın, bir şekilde ele geçirdikleri esrarı pazarlamak isterken buldukları ilk müşterinin narkotik polisi olmasıyla enselenmeleri ve hakim karşısına çıkmaları. Davanın ilk duruşması görülmekte.

Hakim soruyor “Oğlum nerden aldınız bu esrarı, kime aittir bu zıkkım?” Sanıklar, hakimin azarlayıcı tavrından da etkilenerek iyice korkmaktalar. O diyor ki “benim haberim yok!”, öbürü diyor ki “Ben masumum!”

İyiden iyiyye sinirlenen hakim, “Fesüphanallah!” çekip tekrar soruyor “Ulan oğlum bu zehir gökten mi geldi?”.Salonda hala bir ses yok…

İçlerinden yaşça en büyük olanı, bir yandan hakime bir yandan da arkadaşlarının ürkekliğine kızarak “Yavv hakim beg! Ne gader uzaddıyınız bu işi yav. Benim hepiside benim. Nolacağ sanki. Biz bu gafaynan mı gireceğiz Avrupa Birliğine yavvv!”

Bu cevapla hem yargı heyeti hem de salondakiler kendilerine hakim olamayıp, basmışlar kahkahayı..

Son yıllarda herkeste farklı bir Avrupa algısı oluştu memlekette. AB sihirli bir değnek olup bize değecek ve tüm problemlerimizi çözüp bitirecek şeklinde düşünenler hayli çoğunlukta..

Durduğumuz yere göre Avrupa var kafamızda. Ve mezkur konuda söyleyecek sözlerimizle dolu heybelerimiz…

Avrupa yaşadığı derin sancılara rağmen, umut kapısı gibi benimsenmiş…

Bu arada yaklaşık dört milyon vatandaşımız AB ülkelerinde yaşamını sürdürmekte. Geçtiğimiz haftasonunu Almanya`nın Mannheim kentinde geçirdim. Avrupa Malatyalılar Dayanışma Derneğinin merkezi de Almanya`nın sanayi kenti olan Mannheim`da.

Hemen sorup soruşturdum derneğin merkezini bulup ziyaret ettim hemşehrilerimizi. Derneğin genel muhasibi Mahmut Cömert bey bizi güleryüzle karşıladı. Yapılan ikramla birlikte hemen kendimizi sımsıcak bir Malatya sohbetinin ortasında bulduk Mahmut bey`le. Başkan Murat Alabaş Fransa`ya gittiği için görüşemedik. Ikinci başkan Kenan Nalcı`yı işyerinde ziyaret etmek istedik, O`da tatil dolayısıyla yoktu.

1999 yılında, 20 kurucu üyenin önderliğinde kurulmuş Avrupa Malatyalılar Dayanışma Derneği. Amacı; Avrupa`daki Malatyalılar arasında dayanışmayı artırmak, Malatya kültürünü gelecek nesillere tanıtmak ve Malatya merkezli yardım faaliyetleri ifa etmek.

Mahmut bey “ Şu ana kadar geliri Malatya`ya gönderilmek üzere beş gece tertip ettik. 22 Nisan günü altıncısını tertip ediyoruz. Bu gecemizin de geliri Malatya`daki kimsesiz çocuklar için kullanılacak. Uluslararası Kızılhaç örgütüyle beraber çalışıyoruz. Daha önce Malatya Devlet Hastanesi`ne yüz elli yatak alıp göndermiştik. Derneğimiz önümüzdeki günlerde kadınlar kolu kurmak suretiyle, bayanlarımızın da Malatya`ya katkı sunma imkanlarını oluşturacak. Derneğimiz Avrupa`da birçok Anadolu kentine dayanışma adına örnek oldu. Bu anlamda öncü olduk dersek abartı olmaz. Azımsanmayacak kadar vatandaşimız bizlerle istişare edip, birçok vilayetin hemşehri derneklerini kurdular.” şeklinde anlattı çalışmalarını.

22 Nisan Cumartesi günü, Malatya Belediye başkanı Cemal Akın, I.Ü. Rektörü Mesut Parlak, Cem Vakfi Baskanı Izzettin Doğan, MS başkanı Hikmet Tanrıverdi ve Malatya milletvekillerinin de davetli olduğu “6. Malatyalilar Gecesi”ne iddialı hazırlanıyor hemşehrilerimiz. Ayrıca Avrupa`da yaşayan tüm hemşehrilerini de aralarında görmek istiyorlar.

“Mutlu musunuz burada, memleketinizi özlüyor musunuz?” diye soruyorum. “Özlememek mümkün mü? Gurbette ne kadar mutlu olunursa o kadar mutluyuz. Bu lokalde biz bize yaşayıp gidiyoruz işte.”diye cevap veriyor Mahmut bey.

Mannheim`da Türk nufusu hayli fazla. Türklere ait irili ufaklı üç yüze yakın ticari işletmenin olduğu söyleniyor. Ticari hacmi büyük, yabancı işletmeler arasında sahibi Malatyalı olanlar yadsınamayacak kadar çok. Görüştügüm Ispartalı bir amca “Ohhooo! Malatyalılar burada hep büyük esnaf, yabancı toptancıların coğu onların elinde” şeklinde anlattığını duyunca gururum okşanmadı dersem yalan olur.

Malatya`nın “dış dinamikleri” diye nitelediğim kendini aşmış hemşehrilerimle gurur duyarken, kentin kısır çekişmeler içindeki, çapsız yöneticilerini düşününce “yazık!” diye mırıldandım…

Güven Akıncı